Neden Açık Kaynak Kullanıyorum

Nice 17. Yıllara

Gelelim konumuza;

Geçen aylar bir akşam oturdum ve telefonumdaki uygulamaları tek tek saydım. Otuzu geçkin uygulama, neredeyse hepsi üç dört şirketin çatısı altında toplanmış: fotoğraflarım Google’da, notlarım bir bulutta, şifrelerim bir tarayıcı eklentisinde. Hepsi kullanışlı, hepsi görünüşte “bedava.” Ama bedava olan hiçbir şeyin gerçekten bedava olmadığını uzun zamandır biliyordum, sadece bu konuyu çok ciddiye almamıştım. Belkide ciddiye alacak daha önemli konular vardı.

Bir arkadaşıma bundan bahsettiğimde “boşuna uğraşıyorsun, kimsenin senin fotoğraflarınla işi yok” dedi. Belki haklıydı. Ama benim için mesele hiçbir zaman “biri beni izliyor mu” sorusu olmadı mesele kontrolün kimde olduğuydu. Bu yazı, son bir aydır attığım adımların hikayesi. Ne “on günde özgürleş” tarzı bir rehber, ne de büyük teknoloji şirketlerine karşı bir vaaz. Sadece gerçekten yaşadıklarım; bir kısmında başarılı oldum, bir kısmında hâlâ takılıp duruyorum.

F-Droid ile Tanışma

İlk adımım F-Droid oldu. On beş yılı aşkın süredir varlığını sürdüren, kâr amacı gütmeyen bir topluluk tarafından işletilen bir uygulama deposu. Play Store’daki her uygulama geliştiricinin size gönderdiği hazır bir dosyayken, F-Droid uygulamaları kendi sunucularında, doğrudan kaynak kodundan derliyor. Yani “bu dosyaya güvenin” değil, “işte kod, kendiniz bakın” mantığı işliyor. Daha da can alıcı bir detay var: bir uygulamada reklam ya da takip mekanizması varsa, F-Droid bunu gizlemek yerine “anti-özellik” etiketiyle açıkça belirtiyor. Kapalı kaynak dünyasında böyle bir şeffaflık yok.

Bunu öğrendiğimde biraz saflığımı fark ettim açıkçası. Biraz da her yerinden reklam fırlayan çin malı telefonumun verdiği yorgunluk sonucu feraha ve refaha kavuştum. Geçiş de kolay olmadı; ilk haftalarda her ihtiyacım olduğunda “acaba açık kaynak bir karşılığı var mı” diye aramaya başladım. Bazı uygulamaların hiç alternatifi yok, bazılarının arayüzü alıştığım kadar boyalu cilalı değil. Ama zamanla fark ettim ki o cila dediğim şeyin büyük kısmı, aslında reklam altyapısının ve arka planda çalışan veri toplama katmanlarının bir sonucuymuş. Sade bir uygulama bazen sadece sadedir; illa bir şey eksik olduğu için değil.


En zor karar fotoğraflar konusunda oldu. Yıllardır biriken koca bir Google Photos kütüphanem var; çocuklarımın büyüme fotoğrafları, aile anıları, ölenler, eski dostlar, bir daha yüzünü canlı göremeyeceğim kişiler hepsi orada duruyor. Fotoğrafların bir kısmı tarayıcı ile taranmış ve dijitalleşmiş, yüz yüz ayrılımış 48.000 fotoğraflık devasa bir arşiv. Bunu bir gecede “silip başka yere taşı” demek kadar kolay değil!

Önce Google Takeout ile bütün arşivi indirdim. Sonra bunu 7-Zip ile şifreleyip hem yerel bir diske hem de pCloud’a yedekledim; artık tek bir şirketin sunucusuna değil, kendi elimde tuttuğum katmanlı bir yedeğe güveniyorum. Şu anda Ente Photos’a geçmeyi değerlendiriyorum uçtan uca şifreleme sunan, tamamen açık kaynaklı, bağımsız kriptografi uzmanları tarafından denetlenmiş bir alternatif. Verilerinizi üç ayrı konumda, üç kopya halinde tutuyorlar; sunucuları ele geçirilse bile içerik okunamıyor. İşin güzel yanı, doğrudan Google Takeout’tan aldığınız arşivi içeri aktarmayı destekliyorlar — yani elimdeki yedek zaten işe yarar durumda.

Ama henüz tam geçmedim. Binlerce fotoğrafı taşımak, aile içindeki paylaşım alışkanlığını yeniden kurmak zaman istiyor; bu bir gecelik iş değil, sürüyor.

Şifre Kasamla Aramdaki Gerçek Hikaye

Burada dürüst olmam lazım: her şey pürüzsüz gitmedi. KeePassDX’e geçtiğimde, şifrelerimi bulut tabanlı bir yöneticiye değil, yerel ve şifreli bir kasaya emanet etmek kulağa çok mantıklı geldi. Dosya benim elimde, kontrol bende. Ama anahtar dosyası (key file) oluştururken bir hataya takıldım ve bunu hâlâ tam çözemedim. Bazen açık kaynağın bedeli budur: bir şirketin 7/24 destek hattı yok, forumlarda kendi çözümünüzü aramanız gerekiyor. Sinir bozucu, itiraf ediyorum. Ama aynı zamanda öğretici — bir sorunu gerçekten anlamak için önce onunla biraz boğuşmanız gerekiyor.

Aile içi iletişimde de tam kopamadım henüz. Etrafımdaki herkes hâlâ yaygın uygulamaları kullanıyor, ben de onlarla konuşmak için oradayım. Bu bir tutarsızlık gibi görünebilir ama bence değil — mesele hepsini bir günde değiştirmek değil, kontrolü geri alabildiğiniz yerden başlamak.

Neden Açık Kaynağa Destek Vermeliyiz

Bütün bunları yaşadıktan sonra, açık kaynağa destek vermenin neden önemli olduğu konusunda daha net bir fikrim oluştu.

Şeffaflık, gerçek anlamda bir güvenlik katmanıdır. Kapalı kaynak bir uygulamada geliştiriciye “bana güvenin” demek zorundasınız; başka seçeneğiniz yok. Açık kaynakta ise kimseye körü körüne güvenmenize gerek kalmıyor kod ortada, isteyen herkes inceleyebilir, isteyen bir hata bulup bildirebilir. Bu da kötü niyetli ya da hatalı kodun çok daha hızlı ortaya çıkması demek.

Tek bir şirkete bağımlı kalmıyorsunuz. Büyük bir teknoloji şirketi bir gün fiyatlandırmasını değiştirebilir, sevdiğiniz bir özelliği kaldırabilir, hatta ürünü tamamen kapatabilir bunu hepimiz defalarca gördük. Açık kaynakta kod her zaman elinizde kalır; bir proje terk edilse bile başka biri devralıp sürdürebilir.

Sürdürülebilirlik, aslında bir seçim meselesi. Her gün kullandığımız açık kaynak projelerin çoğu, bir avuç gönüllünün boş vaktinde ya da bağışlarla ayakta tutuluyor. “Özgür” olması “bedava emek” anlamına gelmiyor; sunucu, barındırma, geliştirme zamanı hepsinin bir maliyeti var. Bağış yapmak, hata bildirmek, çeviriye katkıda bulunmak, hatta sadece kullanıp geri bildirim vermek bile bu ekosistemi güçlendiriyor. Biz kullanmaz ve desteklemezsek, kimse bu projelere zaman ayırmaya devam edemez; sonunda elimizde sadece büyük şirketlerin sunduğu seçenekler kalır.

Bu benim için sadece bireysel bir tercih meselesi de değil. Verilerimizin nerede, kimin elinde tutulduğu gittikçe daha çok önemsediğim bir konu haline geldi. Türkiye’de KVKK bu alanda bir yasal çerçeve sunuyor, ama yasal koruma tek başına yeterli değil; hangi araçları seçtiğimiz de en az onun kadar belirleyici.

Nereden Başlamalı

Bu yolda yeniyseniz, benim önerim büyük bir adımla değil küçük bir denemeyle başlamanız:

F-Droid’i kurup göz atın, kullandığınız bir uygulamanın açık kaynak bir karşılığı var mı bakın

Verilerinizin bir kopyasını (Google Takeout gibi araçlarla) bir kere olsun kendi elinize alın

Şifrelerinizi yerel bir kasaya taşımayı deneyin — ama sabırlı olun, benim gibi bir hataya takılabilirsiniz

Düzenli kullandığınız bir açık kaynak projeye küçük bir bağış yapın ya da sadece teşekkür eden bir mesaj bırakın.

Bunu okuyup “yarın her şeyi değiştireceğim” demenizi beklemiyorum, ben de değiştiremedim. Bir ayda ancak birkaç adım attım, hâlâ yarım kalan işlerim var — Ente Photos geçişi bekliyor, KeePassDX hatası duruyor, alışkanlıklar yavaş değişiyor. Ama küçük bir adım bile fark yaratıyor: bir uygulamayı F-Droid’den indirmek, fotoğraflarınızı bir kere olsun kendi kontrolünüzde yedeklemek, ya da sadece bu konuyu merak edip biraz araştırmaya başlamak.

Sizin de bu konuda bir deneyiminiz varsa, yorumlarda okumak isterim.

Uzun uzadıya tüm deneyimimi sizinle paylaşmaktan keyif alırdım fakat destan olur. Buradaki bahsedilen deneyim, sadece Android için olan deneyimim. İnanın araştırırken çok keyif aldım. Android dışındaki işletim sistemlerindeki açık kaynak yazılımlar ve bunların hikayeleri derya deniz. Zaten bir girince ve az bir şey ilginiz varsa hikayenin geri kalanı çorap söküğü gibi geliyor..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Petrol Gerçekten Bitecek mi?

Türkiye'de UFO ve Uzaylı Görme Vakaları: Osmanlı'dan Gaziantep'e Tarihçe ve Kaynaklar

DOLICHE / DÜLÜK: Gaziantep'in 600.000 Yıllık Hafızası

Gaziantep Baymak Yetkili Servisleri